Skip links

Diş Sıkma Sorunu Hakkında Merak Edilenler

Bruksizm günümüzde çok sayıda kişinin yaşadığı problemlerden biridir. Uyku esnasında kişinin dişlerini sıkması ya da diş gıcırdatma olarak açıklanabilecek olan bu sorun, ağzı açık bir şekilde uyuyan kişilerde çenenin ani bir şekilde kapanması ve dişlerin birbirine sürtünmesi şeklinde de görülebiliyor. Bu problemin dişlerle ilgili olabileceği gibi nörolojik bazı durumlardan kaynaklanabildiğini de söyleyebiliriz. Aşırı stres gibi unsurlar da kişide böyle bir sorun ortaya çıkmasına yol açabiliyor.

Son yıllarda söz konusu problemin ortadan kaldırılması için botoks işleminden de faydalanılabiliyor.

Diş Sıkmaları Neden Oluşur?

Tanı konan hastalar da dahil olmak üzere bruksizm nedenlerinin çok sayıda kişi tarafından merak edildiğini söyleyebiliriz. Yapılan araştırmalar neticesinde en yaygın nedenler şu şekilde belirlendi:

  • Kişilik yapısı
  • Genetik unsurlar
  • Bazı ilaçların kullanımı
  • Psikolojik sorunlar
  • Nörolojik problemler
  • Aşırı stres
  • Uyku bozuklukları
  • Aşırı hassasiyet
  • Ağız içi dokularda dengesizlik
  • Eksik ya da çürük diş mevcudiyeti
  • Hatalı diş protezleri

Araştırmalar huzursuz bacak sendromu ya da migren sorunu olan kişiler arasında da diş sıkma davranışının son derece yaygın bir şekilde görüldüğünü ortaya koyuyor. Bu nedenle gün içerisinde sıklıkla ağrı ya da acı yaşama durumunun da nedenler arasında gösterildiğini belirtebiliriz. Dişlerini gıcırdatan, sıkan kişilerin büyük bölümünde uykuya dalma ve uykuyu devam ettirme noktasında da sorunların olduğu biliniyor.

Diş Sıkma Tedavisi

Bruksizmin etiyolojisindeki farklılıklar tedavilerinde de farklı yaklaşımlar gerektirir. Günümüzde bruksizm tedavi yaklaşımları; kişiye yönelik yaklaşımlar (bilişseldavranışsal terapi), farmakolojik yaklaşımlar ve dental yaklaşımlar olarak özetlenebilir.

Kişiye yönelik yaklaşımlar

Biofeedback, hipnoz, meditasyon, psikoanaliz olarak özetlenebilir.

-Biofeedback tedavisi; otonom olarak oluşan fizyolojik aktivitelerin, bilinçli olarak kontrol edilebilme yeteneğinin bireye kazandırılması esasına dayanmaktadır.

Hastalara görsel, işitsel, titreşimsel, elektriksel ve tad (hardal, zencefil, sarımsak rüptüre olan kapsüller) uyaranları ile çene kası aktivitelerinden haberdar olarak parafonksiyon geliştirmemeleri amaçlanır. Bu konuda 2018 yılında yayınlanan bir meta-analizde kısa süreli olarak bruksist hastalarda tedavi edici görünmekle birlikte uzun dönem tedavi sonuçları ile ilgili yeni çalışmaların yapılması gerekliliği vurgulanmıştır.

-Hipnoz uygulamalarının bruksizm tedavisindeki başarısını destekleyen yeterli bilimsel veri bulunmamakla birlikte, oto hipnoz yolu ile kişiye kendini rahatlatma prosedürü öğretilerek ağrıların azaltılması hedeflenmektedir.

-Psikoanaliz uygulamaları bruksizm tedavisinde yetersiz kalmıştır. Psikiyatrik tedavi yaklaşımları ancak diş gıcırdatma veya sıkmayı artıracak psikolojik nedenlerden şüphelenildiğinde önerilmelidir.

Farmakolojik yaklaşımlar

Bruksizmin tedavisinde ilaç kullanımı son on yıl içerisinde artarak gündeme gelmiştir. Genel kanı nokturnal bruksizm üzerinde etkili bir farmakolojik tedavi olmadığı yönündedir. Kullanılan ilaçlar kas gevşeticiler(benzodiazepin), dopamin içeren ilaçlar (L-dopa), antikonvülsanlar (gabapentin), trisiklikantidepresanlar(amitriptyline), sempatolitik ilaçlar (prapronolol), botulinum toksin A’dır.

Bu yöntemlerin arasında son yıllarda oldukça popüler hale gelen Botulinium toksin A (botoks), anaerobik bir mikroorganizma olan Clostridium botulinum’dan elde edilen güçlü bir nörotoksindir. Motor son plaklarda lokal kemodenervasyon yaparak istemsiz kas spazmlarını önlediği için kasta atrofi meydana getirmektedir.

Bruksizm tedavisinde masseter ve/veya temporal kaslarına intramuskuler enjeksiyon gerçekleştirilir, 3-6 ay süresince etkinliği devam etmektedir.

Dental yaklaşımlar

Dental yaklaşımlar; oklüzal düzeltmeleri, ortodontik tedaviyi ve oklüzal apareyleri içermektedir. Oklüzal apareyler bruksizmin küratif tedavisinden ziyade dişlerde oluşabilecek aşınmaların engellenmesi, çiğneme kaslarının aktivitesinin azaltılması, bilateral kas aktivitesinde simetri sağlanması, dişlerin

parafonksiyonel kontakta kalma sürelerinin azaltılması ve hastanın parafonksiyonun farkına varmasının

sağlanması amaçlarıyla kullanılmaktadır ancak uzundönem kontrolsüz kullanımı ciddi ve geri dönüşümsüz

hasarlara yol açabilmektedir. Yapılan EMG çalışmalarında stomatognatik aktiviteyi azalttıkları bildirilmiştir, belirli vakalar dışında birkaç aydan fazla kullandırılması önerilmez. Oklüzal splintler hastayı

iyileştirmez ancak yoğun kas aktivitesine engel olur ve dönem kontrolsüz kullanımı ciddi ve geri

dönüşümsüz hasarlara yol açabilmektedir. Yapılan EMG çalışmalarında stomatognatik aktiviteyi

azalttıkları bildirilmiştir, belirli vakalar dışında birkaç aydan fazla kullandırılması önerilmez. Oklüzal splintler hastayı iyileştirmez ancak yoğun kas aktivitesine engel olur ve hastalara kendilerini iyileştirme şansı tanır. Bu konuda sert splintlerin yumuşak olanlara göre daha etkili olduğu bildirilmiştir.

Diğer yöntemler

Akupunktur, fizik tedaviye yönelik Transcutaneous Electrical Nerve Stimulation (TENS), soğuk-sıcak uygulamaları, masaj, ağrı kesici elektrik akımı gibi yöntemlerle hastada kas gerilimi azaltılmaya çalışılır.

SONUÇ

Yaygın görülen bir parafonksiyon olan bruksizmin etiyolojisinde periferal ve santral faktörler rol oynamaktadır. Tanısında en güvenilir yöntem PSG olarak kabul edilmekte ve tedavide en sık okluzal splintlerin uygulanması tercih edilmektedir.

Bruksizm multifaktöriyel etiyolojiye sahip olduğundan tanıda konvansiyonel yöntemlerin yanı sıra botoks uygulamaları, biofeedback tedavisi gibi güncel yöntemlere de yer verilmeli ve ileriki çalışmalarda bu alanlarda yapılacak daha fazla kontrollü deney ile en başarılı tedavi yönteminin belirlenmesi sağlanmalıdır.